Çin’in Ekonomik-Siyasal Gücü ve Yükselişi

1980’lerden bugüne küresel üretimin merkezine yerleşen Çin’in ekonomik yayılımı, altyapı yatırımları ve ABD hegemonyası karşısındaki çok kutuplu yükselişi.

SIYASETBÜTÜN YAZILAR

Eren Yılmaz

8/21/20269 min read

Yaklaşık on yıllık zaman aralığında Çin kendi ihracatını artırdığı gibi küresel ölçekteki oranını da geliştirmiştir (Eurostat, t.y.-b). Bunun yanı sıra dikkat çeken diğer unsurlar ise AB’nin ve ABD’nin küresel ticaretteki oranlarının düşmesiyle bu boşluğu Çin ve diğer ülkelerin doldurduğudur. Yani iki grafik arasında dikkat çeken önemli bir unsur ise diğer dünya ülkeleri olarak adlandırılan “pasta diliminin” de büyümesidir.

Çin’in ekonomik ve altyapı yatırımları dünya üzerinde giderek artmaktadır. Örneğin Türkiye için konuşacak olursak İstanbul’da yapılan 3. Köprü’nün yatırımcılarından birisi olan Çin aynı zamanda telekomünasyon ağının da önemli bir direğidir. Çin menşeili akıllı cihazlar ve telekomünasyon ağı düşünüldüğünde Türkiye’nin bu alanda Çin’e yoğun bir bağlılığı görünüyor. 2005-2024 yılları arasında Çin’in Türkiye’ye olan yatırımlarının toplamı 19 milyar doları bulmuştur ve bu aslında bölge ülkelerine kıyasla yine az sayılabilecek bir yatırımdır (American Enterprise Institute [AEI], t.y.).

Çin 2005-2024 yılları arasında dünya çapında toplam 2,5 trilyon doları aşkın bir yatırım yapmıştır. 2024 yılında Çin’e gelen direkt yatırım miktarı 116 milyar dolar, Çin’in yapmış olduğu yatırım miktarı ise 162 milyar dolar olmuştur (United Nations Conference on Trade and Development [UNCTAD], 2025). Bu değişimi daha net anlamak ülkelerin FDI Stock verisini incelememiz gereklidir. Bu veri seti bize bahsi geçen tarihe kadar yapılan yatırımın toplamını açıklamaktadır. Çin, 2000 yılına kadar 27 milyar dolarlık toplam yatırım yapmışken 2024 yılında kadar yaklaşık 3,1 Trilyon dolar yatırım yapmıştır. Çin’in büyümesini ve ABD ile olan “ekonomik rekabetini” daha doğru bir zemine oturtmak için ABD’nin verilerine baktığımızda 2000 yılına kadar 2,694 trilyon dolarlık bir yatırımı görüyorken 2024 yılına gelindiğinde ise ABD yaklaşık olarak 9,757 trilyon dolarlık dış yatırım yapmıştır. (UNCTAD, 2025)

Bu iki büyük ekonominin rekabeti kısaca “eşit koşullarda” başlamamıştır. Çin’in dış yatırım yapmaya başladığı yıllarda ABD neredeyse Çin’in bugünkü dış yatırımı kadar dış yatırım yapmış durumdaydı. ABD, ekonomik gücün politik güce hızlıca dönüşebileceğini en iyi bilen ve farkında olan ülkelerden birisidir. Nitekim her iki dünya savaşında da ilk başlarda ticaret eksenli hareket etmiş devamında ise Bretton Woods Antlaşmasıyla diğer ülkelerin para birimlerini dolara göre endekslemiştir. (Ghizoni, 2013)

Bretton Woods Sistemi ile dolar rezerv para durumuna dönüşmüştür. Bunun etkileri 2025 yılında dahi doğru dürüst değişebilmiş değildir. Çin’in dünya ticaretindeki payı, ihracat oranının 2022 yılı itibariyle %17,6 olmasına rağmen Çin yuanının(RMB) küresel çapta kullanımı hâlâ daha %3,5 seviyelerindedir. ABD’nin ihracat oranı %10 olmasına rağmen ABD dolarının rezerv para olarak tutulma oranı %66 seviyesindedir. Çin yuanı halihazırda İngiliz sterlini ve Japon yeninin gerisindedir. Çin, günümüze gelindiğinde kendi para birimine daha değer verir duruma gelmiştir. 27 ülkede RMB takas bankaları kuruldu ve Çin’in kendi dış ticaretinde RMB kullanma oranı %25-30 seviyelerine yükseldi(von Beschwitz, 2024). Bu konuda örnek olarak BRICS öne çıkmaktadır. Genel olarak ülkeler kendi aralarında kendi para birimlerini kullanmaya öncelik vermişlerdir.

Sonuç olarak Çin; ticaret hacmi, dış ticaret fazlası ve doğrudan yatırım stoku gibi göstergelerde ABD'ye hızla yaklaşan, hatta bazı alanlarda onu geride bırakan bir ekonomik güç hâline gelmiştir. Ancak bu yükseliş, henüz parasal ve kurumsal düzeyde eşdeğer bir dönüşüme karşılık gelmemektedir: dolar hâlâ küresel rezerv para sisteminin merkezinde durmakta, RMB ise sınırlı bir uluslararasılaşma seyri izlemektedir. Bunun bir sebebi olarak ABD’nin kurumsallaşmasının ve süper güç olmasının daha eskiye dayanması görülmektedir. En nihayetinde Çin’in sahip olduğu ekonomik büyüklük tek başına, II. Dünya Savaşı sonrasında ABD'nin kurduğuna benzer bir sistemik güç dönüşümü için yeterli değildir; Çin'in bu yöndeki iddiası, ancak yatırım ve ticaret gücünü kurumsal ve parasal bir üstünlüğe dönüştürebildiği ölçüde gerçek bir güç kayması anlamına gelecektir.

Kaynakça

American Enterprise Institute. (t.y.). China Global Investment Tracker. Erişim tarihi 9 Temmuz 2026, https://www.aei.org/china-global-investment-tracker/

Darvas, Z. ve Lappe, M. (2026). European and Chinese exports kept growing despite the 2025 Trump trade shock (Analysis 04/2026). Bruegel. https://www.bruegel.org/analysis/european-and-chinese-exports-kept-growing-despite-2025-trump-trade-shock

Eurostat. (t.y.-a). EU trade with China – latest developments. Statistics Explained. Erişim tarihi 9 Temmuz 2026, https://ec.europa.eu/eurostat/statistics-explained/index.php?title=EU_trade_with_China_-_latest_developments

Eurostat. (t.y.-b). World trade in goods. Statistics Explained. Erişim tarihi 9 Temmuz 2026, https://ec.europa.eu/eurostat/statistics-explained/index.php?title=World_trade_in_goods

Ghizoni, S. K. (2013). Creation of the Bretton Woods System. Federal Reserve History. https://www.federalreservehistory.org/essays/bretton-woods-created

International Energy Agency. (2025, 24 Haziran). Made in China 2025 – Policies. https://www.iea.org/policies/15670-made-in-china-2025

JATO Dynamics. (2025, 5 Kasım). BYD outsells Tesla in Europe for the first time as registrations surge in April. https://www.jato.com/resources/media-and-press-releases/byd-outsells-tesla-in-europe-for-the-first-time-as-registrations-surge-in-april

United Nations Conference on Trade and Development. (2025). World Investment Report 2025. https://unctad.org/publication/world-investment-report-2025

U.S. Department of State, Office of the Historian. (t.y.). Marshall Plan, 1948. https://history.state.gov/milestones/1945-1952/marshall-plan

von Beschwitz, B. (2024). Internationalization of the Chinese renminbi: progress and outlook. FEDS Notes. Board of Governors of the Federal Reserve System. https://doi.org/10.17016/2380-7172.3592

World Bank. (t.y.). Net trade in goods (BoP, current US$). World Bank Open Data. Erişim tarihi 9 Temmuz 2026, https://data.worldbank.org/indicator/BN.GSR.MRCH.CD?most_recent_value_desc=true&view=map

Çin’in Ekonomik-Siyasal Gücü ve Yükselişi

Çin, günümüzde ABD karşısında bir alternatif ve seçenek olarak yer almaktadır. Çin’in yükselişi, SSCB’nin çöküşünden sonraki statükoyu değiştirmiştir. Bu noktada uluslararası sistemin kaç kutuplu olduğuna dair görüş ayrılıkları bulunsa da Çin, kendi başına bir kutup olma yolunda ilerleyen veya olmuş olan büyük bir güç konumundadır.

Çin’in yükselişi 1980’li yıllardan itibaren değişen ekonomik politikaların bir sonucu olarak günümüze doğru yükselmesini devam ettirmiştir. Güncele gelindiğinde ise büyük bir ekonomik aktör ve büyük bir yatırımcı statüsüne ulaşmıştır. Çin, günümüzün en büyük ihracatçısı ve en büyük tedarikçisi olmakla birlikte küresel çapta ismini duyurmuş büyük şirketlere de ev sahipliği yapmaktadır. Özellikle teknoloji alanındaki şirketleri kendi yatırım gücünü artırarak yeni bir pazar oluşturmuş ve geçmişte “hor görülen” Made in China (International Energy Agency [IEA], 2025) etiketi günümüze gelindiğinde bir piyasa standartına evrilerek Çin hükumeti tarafından da desteklenen bir programa dönüşmüş, yerli üretimin artmasını ve kalite standartlarının daha da yükseltilmesini hedefleyen bir unsur durumuna gelmiştir. Geçmişten beri ürünleri “çalmakla” suçlanan Çin artık öğrendiği bilgilerle (know-how) yeni üretimler yapma ve kendi markalarını üretme yoluna gitmiştir. Çin’in ekonomik yükselişini takip eden birçok etken olmuştur.

Güncel uluslararası ilişkileri anlamak adına yükselen güçlerin konumlarının tespitinin sağlanması gerekir. Bu gerekliliği ise Çin özelinde Çin dış politikası sağlayacaktır. Çin’in dış politikası günümüze gelindiğinde “emperyalist” olarak adlandırılabilecek bir küreselleşme çerçevesine yönelmiştir. Bu çerçeve doğrultusunda ülke içerisindeki para akışı dış yatırıma yönlendirilmiş ve bu şekilde çeşitli dünya ülkelerinin içine kadar girmiştir. Çin’in etki alanını incelemek gerekirse bir güç boşluğunu doldurmak ve alternatif sunmak şeklinde değerlendirebiliriz. Avrupa’nın siyasi konjonktürü doğrudan Çin’in, Avrupa üzerindeki rolünü etkilemektedir. Trump’ın çıkışlarıyla birlikte bazı alanlarda Çin’den gelen ürünlere talep artmakta (Darvas & Lappe, 2026) ve Çin bu koşullar etkisinde kendisine hareket alanı bulmaktadır. Uluslararası konjonktürde bir ülkenin ekonomik gücünün varlığı onun uluslararası politikadaki yerini güçlendirebileceği gibi daha da sağlamlaştırabilir. Örneğin ABD, İkinci Dünya Savaşı sonrasında devletlerin ekonomik yetersizliklerini gidermek adına sağladığı ekonomik yardımlar ile bir bakıma devletleri yanına çekmeyi amaçlayan bir siyasa gütmüştür. (U.S. Department of State, Office of the Historian, t.y.) En kısa tabiriyle bir devleti ekonomik yardımlar ve yatırımlarla yanınıza “çekmenizin” olası olduğunu görmekteyiz. Bu yüzden Çin’in “küreselleşme çerçevesine” salt ekonomik yatırım gözüyle bakılmamalı ve bu alanların Çin etkisine sahip olduğu gerçeğini göz ardı etmememiz gerekmektedir yani bahsedilen emperyalizm artık geçmişten beri vurgulanan kavramsal anlamına sahip değil ve küresel etkileme olarak yeniden biçimlenmiş şekildedir. Bu doğrultuda Çin’in ekonomik gücünün nerelere kadar yayıldığını ve pazar alanını saptamamız bizim için isabetli bir yöntem olacaktır ama bu yöntem sadece “ticaret” gözüyle incelenemez ve bunun yanında da Çin’in altyapı yatırımlarını incelememiz gerekmektedir. Nitekim, etki gücünü artıran asıl unsur ticaretten ziyade ekonomik yatırımlardır. Çin’in Avrupa ticaretindeki rolünü incelemek için basit bir örnekle başlayabiliriz. Yıllardır önemli sanayi gücüyle bildiğimiz Almanya’nın araç pazarında nispeten geri plana çekilmesinin önemli nedenlerinden birisi de Çin olmuştur. Bu doğrultuda elektrikli araç piyasası göze çarpan bir örnek olarak ortaya çıkmaktadır. Neredeyse benzer özelliklere sahip Çin menşeili araçlar Avrupalıların ilgisini çekiyor ve tercih edilebilecekler listesine ekleniyor ki bunun sonuçlarını da (JATO Dynamics, 2025) görüyoruz.

Ticaretin en önemli hususu ithalat ve ihracat arasındaki dengeyi korumak ve pozitifte kalmaktır. Bu verileri incelediğimizde ise Çin’in 2024 yılında 767 milyar dolar fazla verdiğini görüyoruz. AB’nin, AB dışı ticaret dengesi de Eurostat verilerine göre 436 milyar dolar ticaret açığı olarak önümüze çıkmaktadır (Eurostat, t.y.-b). AB’yi bir bütün olarak ele aldığımız için AB üyesi devletler arasındaki ticaret bu veriye dahil değildir çünkü yapılan olası ticaretin çift taraflı bir sonuç doğuracağı gerçeği elimizdeki istatistiği yanıltmaktadır. AB üyesi ülkelerin tek tek hesaplanan ticaret dengesinde ise bu tablodan daha pozitif bir durum önümüze çıkmaktadır. Ticaret dengesinde fazlalık veren ilk 20 ülke içerisinde 6 adet AB üyesi devlet bulunmaktadır (World Bank, t.y.). Bu verilerde ABD işin içine dahil olunca ise durumlar değişiyor. Trump göreve gelmeden önce de vurgulamış olduğu “ekonomik problem” tam olarak burada karşımıza çıkıyor. ABD’nin 1,21 trilyon dolar ticaret açığı bulunmaktadır ki bu dünyadaki en yüksek ticaret açığıdır. Bu durumda Trump’ın ekonomik sıkıntıyı düzeltmek için uygulamak istediği reçete ise gümrük tarifeleri üzerinden tüm dünyayı meşgul etmiştir. Sonuç olarak tepkiler neticesinde müzakere yoluna gidilen tarifelerin ne olacağında dair hâlâ daha kesin bir şey görünmemektedir. Çin’in, Avrupa’nın ithalatındaki etkileri ise yalnızca belirli sektörlerle sınırlanamayacak kadar büyümüş durumdadır.

Çin, 2002 yılında AB ithalatının %7,8’lik bir bölümünü karşılarken 2023 yılında ise bu durum %20,5 seviyelerine gelmiştir. Kısaca Çin’in küresel büyümesinden AB kaçamamış, bunları tercih edilebilir olarak görmüş ve Çin ürünlerine yönelmiştir (Eurostat, t.y.-a). Çin’in küresel ihracatı da aynı oranda ilerlemiş ve iki zıt kutup olarak gördüğümüz ABD ile bir ekonomik rekabetin önünü açmıştır.